Blog

17 Ocak 2017

Uçakla Seyahat Korkusu

Uçakla seyahat korkusu birçok kişinin yaşadığı, bazılarının kendiliğinden üstesinden gelebildiği ancak bazılarımın ise baş edemediği ve bu nedenle kaçınarak uçakla seyahat etmemeyi tercih ettiği, sonuçta büyük bir zaman ve emek kaybına yol açabilen bir sorundur.

Korku istemsiz biçimde ortaya çıkan belirli bir duruma ya da nesneye karşı oluşan, kişinin bilinçli olarak oluşturmadığı kendiliğinden bir tepkidir. Korkuların bir kısmı doğuştan gelmektedir, buna karşın önemli bir kısmı büyük bir korku yaşantısına yol açan olaylardan sonra kalıcı hale gelmektedir. Bir birey olarak tehlikede olduğumuz algıladığımızda içgüdüsel olarak korku tepkisini veririz. Korkuda belirli bir nesne ya da durumun yol açacağı tehlikeden  ve başımıza gelecek sonuçlardan korkarız. Bazen bunlar o sırada gelişecek yaralanma ve zarar görme olabilirken, bazen daha uzun vadede gelişecek olumsuz sosyal ve yaşamsal sonuçlardır.

 

Korku otomatik bir biçimde hızlı ortaya çıkan felaket düşüncelerine yol açar.

Bu düşünceler yoğun bir kaygı duygusuna ve takiben bedensel belirtilere neden olur.

Bu bedensel belirtiler duyumlar şeklinde algılanır.

Kişi kendi bedeninden bu duyumları çok şiddetli biçimde algılar

Birden bire birisi arkamızdan karanlık ortamda korkutucu bir ses tonu ile bağırsa neler yaşarız! Korku ile ilgili reflekslerimiz harekete geçer. İşte bu yazıda ele alacağımız uçakta bulunmakta aslında insanın kısıtlandığı bir ortamdır, adeta tuzağa düşmüştür kişi,  yapabileceği bir şey yoktur. Kontrol elinde değildir, uçaktan birkez kapılar kapandıktan sonra  inmesi olanaksızdır. Peki ya bu uçuşta bir şeyler olacağını sezdiyse, ya bu kez uçağın düşeceğine dair gelen işaretler doğruysa, “kapıları açtırıp inmek için 5 dakikanız var yoksa uçağın kaderini paylaşacaksınız” çok yoğun bir anksiyete yaşar kişi, bu düşüncesinin saçma ve gereksiz olduğunu söylerken aklı, içgüdüleri ya doğruysa der, organizma tehlike sinyali veren seçeneği dikkate alarak tehlike alarm sinyallerini verir.

Hele bir de havalandığınızı düşünün. İşte tehdit ortaya çıkmıştır. Beynimizin tehlikeyi algılayan bölgesi limbik sistem içinde yer alan “Amigdala” nöron çekirdekleri aşırı aktif hale gelir ve sürekli uyarıcı nöro hormonlar salgılar. Geçmişteki bellekteki olumsuz anıları canlandırır. Tehlikenin benzer kaynaklarını ayırt etmeye çalışır.

 

Ürkek bir kediniz varsa bunu iyi gözlemlemişsinizdir. Onu bir araba yolculuğuna çıkarmak çok zordur. Kedinin yaşadığı korkuyu ve kaygı tepkisini, kendini korumak için yaptığı savunma güdüsü ile sizi tırmıklaması mümkündür. Kedi araba yolculuğunda kendini çok tehlikede hisseder. Aynen bir yaya olarak yaratılmış insanoğlunun 800 km hızla yerden 10.000 metre yüksekte alemünyum bir makinanın içinde hızla yol aldığını ve bunun güvenli olduğunu içgüdülerine anlatması zor olabilir.

Eğer kediye anlayabileceği kavramlarla bu yolculuğun tehlikesiz olduğunu anlatabilseydik daha rahat ederdi. Ama buna olanak yok, çünkü kedi yaşantılarını korku yoluyla öğrenmektedir. İşte insanoğlunun da kedi ile ortak biçimde benzer şekilde sözden ve açıklamalardan kolayca anlamayan bir tarafı var. Bu yanımıza korku koşullanması ile ya da doğuştan türe özgü olarak taşınan içgüdüsel korkular diyoruz. Bunlar arasında yükseklik korkusu, fare, böcek, yılan korkusu v.d sayılabilir. Bu korkulara sözel açıklamalar ya da gözlemle değil ancak maruz kalma ile tehlikenin olmadığını idrak ederek alışabiliyoruz.

 

Algımızın kısıtlandığı bir ortamda bir tehlike varlığında bedensel tepkiler yaşanır.

Kan beynimize sıçrar ya da baygınlık hissi fenalaşma yaşarız.

Nabız hızlanır ya da yavaşlar

Nefes hızlanır

Sıcak basması

Gögüste sıkımsa hissi

Basımız dönebilir.

Bacaklarda uyumsa

Basta uyumsa

Ellerde soguma ve hissizlik

Ayak ve ellerde yanma hissi

Tahammülsüzlük

Dayanamayacağı düşüncesi

Ucusun bitmeyeceği düşüncesi

Bir felaket olacak düşüncesi

O sırada yaptığımız işe dikkati veremeyiz.

Çünkü organizmamız kendini korumak için içgüdüsel olarak bazı düzenekleri harekete geçirir.

“Savaş ya da kaç” tepkisi adı verdiğimiz bu durum da tehlikenin ne olduğu belli olmasa da

Organizma içgüdüsel olarak programlanmış biçimde bir savunma durumuna geçer.

Adrenalin salınır, kalp atışları hızlanır ve verilecek tepki için bir ön hazırlık yapılır.

 

Çoğunlukla bu belirtilerin kendisi çok sıkıntı vericidir ve bir panik nöbet şeklini alabilir.

Bir süre sonra kişi uçak korkusu yanı sıra bu belirtileri yaşamanın sıkıntısından kaçınmaya başlayabilir.  Yani sorun ikiye katlanır bir uçak korkusu iki sıkıntı yaşama korkusu

Tedavide her iki durumun ayrı ele alınması yararlı olur.

Yine bu iki korkuya eşlik eden ve eklenen yalnız kalma, yardım alamayacağı düşüncesi durumu ağırlaştırabilir.

Bu sorun uzun yıllar sürer ve düzeltilemezse bu nedenle kişi iş yaşamında kayıplar yaşarsa bu kez ikincil depresif düşünceler gelişebilir. Yani ben yetersizim, işe yaramıyorum, çocukların bile kolayca aştığı bu koruyu aşamayacak kadar beceriksizim, ya da işe yaramazım düşüncelerine boğulabilir. Bu durumda çok işler başaran insanların bazı konularda yetersiz olabileceğini anımsatmakta yarar vardır.

 

Genellikle olgular ortamdan kaçmak mümkünse kaçınır ve kaçınma bir rahatlamaya yol açar.

İşte bu rahatlama duygusu bir ödüllendirmedir.

Sonuçta kişi kaçınarak kendine tedbir almış olur ve yaşamını güvenlik sağlayıcı davranışlarla sürdürür.

Yani burada uçak korkusu nedeniyle uçağı değil diğer taşıtları tercih eder.

Uçağa binmesine gerek olmayan işler seçer, belki de birçok iş fırsatını reddeder. Çünkü onun öncelikli korkusu ve tehlike algısı işsiz kalmak değil uçakta ortaya çıkabilecek tehlikeden korunmaktır. Organizmanın içgüdüsel bu yanıtı o kadar şiddetlidir ki akılcı yanımızla böyle ara çözümler bulmaya çalışırız.

 

Uçuş korkusu tek bir bileşenden oluşmaz:

Kapalı ortam korkusu

Kontrolü yitirme korkusu

Uçak içinde panik nöbet geçirme korkusu

Uçak içinde çok sıkıntı yaşama ve bu sürece dayanamama korkusu

Yolculuğun bir türlü bitmeyeceği ve bu sürece dayanamam korkusu

Uçağın düşmesi ve ölme korkusu, gibi farklı boyutlar eşlik edebilir.

Uçuş korkusunda yüksekten düşme hissi, korkusu katkıda bulunur sıklıkla uçak hava boşluklarında küçük düşmeler yaşar bu korku pekişebilir.

Klostrofobi kapalı yer korkusu yine daha doğuştan gelen bir korkudur. Kişini kendini tuzakta gibi hissetmesinden kaynaklanan içgüdüsel bir korkudur. Uçakta bu korku ağırlaşabilir. Uçuş korkusunu artırabilir.

Kontrol korkusu ek olarak yine uçuş korkusunu artırabilir. Denetimin elinde olmaması, kontrolü yitirme endişesi, bir terslik anında bir şey yapamayacak olma, ölümün yakınlaşması korularını artırır. Tuzağa düşmüş gibi olma, deniz aşırı ya da okyanus üzerineyken artık uçaktan çıkamayacak olmak düşünceleri yaşanabilir.

 

Başetmek İçin Öneriler:

Dikkati yönlendirme, (içinde bulunduğun bağlamı değiştirme, başka bir yerde ve zamanda olduğunu düşünme, uçağın indiğini ve valizlerini alıp gittiğini hayal etmek)

Bir şeyler okuma, çevreyi inceleme, başka yolcuların neler yaptığını izleme, sohbet etme

uçaklarda bulunan dergiler gezi ve seyahat notlarını okuma iyi gelebilir.

Manzara resimleri içren dergiler okumak ve orada o geziye katıldığını imgelemek yararlıdır.

Dikkati kendi bedenimizden ve felaket düşüncelerinden uzaklaştırıp çevreyi biraz incelemek, diğer insanları gözlemlemek, sohbet etmek önerilir.

Basınızın üstündeki havalandırma düğmesini açarak yüzünüze soğuk hava vermenizi öneririm. Böylece sıcak basması duygusu azalacaktır.

Yine kısa ucuslarda bile yiyecek içecek servisi yapılması yolcularda bu endişelenmeye yol açabilecek vaktin daralmasını ve meşgul olmalarını sağlayacağı için yararlıdır.

Solunumsal gevseme, Aşamalı kas gevsemesi en etkili yöntemlerdir.

Bunların ardından iyi hissettiren bir imgeyi hayal etmek, şu anda uçakta değildim de başka bir yerdeyim diye hayal kurmak denenebilir.

Uçakla ilgili bilgiler edinmek.

Kazaların aslında çok abartılı biçimde algılanmasını önlemek lazımdır.

Karayolları ile ölen yolcu sayısı ve uçak kazalarında ölenlerin sayısı

Uçağa hiç binemeyen bir olgu öncelikte hava alanına bir yakını karşılamaya gidebilir.

Uçuş görevlilerinden bilgi alabilir.

Uçak korkusunu yenmek için uçak tanıtım turlarına katılmak uçağın içine girmek ve pilot ve uçuş eğitimi basmaklarını öğrenmek diğer bir yoldur. Bir ücret karşılığı bu eğitimi alabilirsiniz. Bir Havayolu İle Uçarken Ölme İhtimali Dünyada en iyi dereceye sahip 25 havayolu ile uçarken, 4.25 milyonda 1, Dünyada en kötü dereceye sahip 25 havayolu ile uçarken, 386000’de 1 olarak bildirilmektedir.

2005 yılında Ataürk havalimanında 219.118 uçuş yapılmış.

1980 1999 arasında Türkiye de meydana gelen trafik kazalarını dünyada ki uçak kazaları ile karşılastırdığımızda istatistiksel olarak Türkiye de ölümlü bir trafik kazasında bulunma ihtimaliniz 1922 de 1 iken, tüm dünyada uçarken ölümlü bir kazada bulunma ihtimaliniz 723819 da birdir. Bu durumda havayolu kara yoluna göre yaklaşık 377 kat daha güvenlidir. bu oran uçakların daha çok insan almasına rağmen bu şekilde çıkar.

2000 yılında bu sayı 501 000’e yükselmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü verilerine göre;

2001 yılında oluşan kazalarda (409 407 kaza) 2 954 kişi ölmüş ve 94 497 kişi yaralanmıştır. 2005 yılında kayıtlara geçen kaza sayısı ise 570 419’dur . Yine 1999

yılında 126 000 olan yaralanma sayısı, 2000 yılında 135 000’e çıkmış ve 2005 yılında

123 985 olmuştur . Aynı yıllarda trafik kazalarında ölen kişi sayısı sırasıyla 6.100’den

5 600’e ve 3 215’e düşmüştür (Tablo 1)

 

Kaynak

T.C. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, Trafik Hizmetleri Başkanlığı, Trafik Eğitim ve Araştırma Dairesi Başkanlığı, Trafik İstatistik Bülteni, Şubat, 2006.

Dr. Fehminaz Temel, Dr. Hilal Özcebe. Türkiye’de Karayollarında Trafik Kazaları. STED • 2006 • cilt 15 • sayı 11• 192

Prof. Dr. Selçuk Aslan

Psikiyatrist  ve Psikoterapist

Ruhsal Sorunlar ve Tedavileri

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir